Web medya kaça ayrılır?

10 Aralık 2007 – 09:10

Son yıllarda yeni sitelerin yükselip, bir zamanların devlerinin kan kaybetmesiyle birlikte web’te işlerin radikal bir şekilde değiştiği, eski formatların ölüp yenilerinin ortaya çıktığı konuşulur oldu. Eskileri aldı bir panik, yenileri ise bir hırs.
web20.jpgHer evrimi bir devrim zannetmektense web’teki yayıncılık anlayışını belli kavramlar içinde sınıflandırmaya çalışalım. Sınıflandırmanın yetmediği yerde de etiketleyelim. İşin gerçeği bu çünkü. Birçok site artık sınıflandırılmaktan çok etiketlenebiliyor ancak. Bu bir geçiş dönemi ise, değişimi yakalamak ancak kavramsallaştırmayla olur. Gözleri kör eden bir hezeyanla değil.

Türkçemize “medya” diye yapışıveren terim kitlesel basın ve yayın kurumlarını ifade ediyor. Dolayısıyla bir mecra olarak interneti de kapsıyor. Bugün geleneksel medya yapılanmasından gelen kurumlar ile internet’te varolan ve internetteki kitle üzerinden büyüyen “yeni medyanın” birbiriyle çarpışmasından ve birbirini dönüştürmesinden kaynaklanan iki format var.

1. Geleneksel medya yapılanması “uzmanlar”, “bilirkişiler”, “kanaat önderleri”, “köşe yazarları”, “genel yayın yönetmenleri” gibi ünvan ve terimlerle varolur ve içerik akışını yukardan aşağıya doğru örgütler. Kurumun içinde o kurumun “markası” ile üretilmiş içerik kitleye sunulur. Kitle de bunu alır (ya da günümüzde daha çok yaşandığı şekilde “almış gibi” yapar). Buradaki içeriğin değeri kendinden menkuldür. Uzmanlar ve işi içerik üretmek olan kişiler tarafından üretilmektedir çünkü. Birçok geleneksel medya ilk önce zorunluluktan internete girmiş de olsa, yavaş yavaş burayı ikinci bir yuva olarak benimsemiş durumda. Bu durum geleneksel yapılanmalarını tehdit etse de yeni ve reddedilemeyecek imkanlar sunuyor. Her şeyden önce internet çok daha ekonomik. Sonuçta işi ticaret olan medya grupları da bu özelliğini seviyorlar internetin. İlk başlarda geleneksel mecrada üretilen içeriğin (gazete, dergi vs.) bir kopyasının da internete konmasıyla başlayan bu yeni süreç giderek internet sitelerinin kendi başına birer değer olmasıyla sonuçlanıyor. Türkiye’deki örnekleri tek bir istisnaya bile yer vermeden bunun dışında tutuyorum. Şu anda Türkiye’de günümüz internetinin hakkını vererek kendi ayakları üzerinde durabilen tek bir tane geleneksel medya sitesi yok.

Bu kurumlar internete alıştıkça internetin gereklerini de sitelerine taşımaya başladılar. Guardian, NY Times, International Herald Tribune gibi geleneksel gazeteler internet işini iyi yapan adreslerden bazıları. Her şeyden önce gazeteyi tekrar etmiyorlar, multimedya ve kullanıcının ürettiği içerikle harmanlayarak sık güncellenen, derin analizlere yer veren yeni bir alan yaratıyorlar kendilerine. İş öyle bir noktaya geldi ki, internet siteleri gazetedeki geleneksel yapıya tehdit oluşturur oldular. Örneğin gazetede yayın kurulunun, genel yayın yönetmenin vs’nin onayından geçerek yayınlanan bir içerik internet sitesinde kullanıcılar tarafından lime lime edilebiliyor. Bu geleneksel yapıdaki “değerli ve doğru içeriğin” ne olduğuna karar veren otoriteyi sarsan bir durum, bunun da sosyal boyutta etkileri var. Ama şimdilik kısa geçiyoruz.

İş öyle bir yere doğru gidiyor ki gazete, dergi dediğimiz ve aslına bakılırsa 19. yüzyıldan kalma formatlar yavaş yavaş etkisini yitiriyor. 10 yıl içinde büyük gazetelerin sadece haftasonu baskı yapma olasılıkları çok fazla. Tirajlar da bunu gösteriyor. Gündelik hayatına interneti bir daha çıkarmamacasına sokan insanlar giderek gazete ve dergiyi haftasonu kahvaltı sofrasına ait bir eğlence olarak görmeye başladılar. Haftaiçi bilgi kaynağı ise internete kaydı.

2. Internet ortamında çıkan ve tüm kitlesini internet üzerinde yakalayan yayın siteleri de kendi içlerinde çeşitleniyor. Bir kere daha ekonomik olduğu için, geleneksel medya yapılanmasına yakın durmakla birlikte internet üzerinde yaşayan daha profesyonel diyebileceğimiz irili ufaklı internet adresleri mevcut. Özellikle belli uzmanlık alanlarında gerçekten de sağlam kaynakları “sadece ama sadece internette” bulmak mümkün.

Diğer yanda yükselen trend “sosyal medya” var. Yani kullanıcının eklediği ve yine kullanıcı kitlesi tarafından oylanarak “yükselen” ya da “kaybolan” içeriklerin sunulduğu bu ortamlar kullanıcının seçtiği ve ürettiği içeriğin en demokratik içerik olduğu iddiasında. Digg, Reddit, StumbleUpon gibi social bookmarking sitelerinin, YouTube, Flick’r, Dailymation gibi foto ve video sitelerinin yaptığı temelde bu.

Burada temel nokta bu sitelerin belli bağlamlarla hareket etmesi: Video, foto, haber vs. Eski tabirle konuşursak belli bir konuda mümkün olduğunca büyük bir kitleyle “uzmanlık” ve “güvenirlik” ünvanına erişmek temel amaç. Böyle bakıldığında ironik bir şekilde birinci gruptaki geleneksel medyanın tehdit altındaki otoritesinin bir benzerini tekrar inşa ediyorlar. Kitlenin gücünü ve tarşılmazlığını kullanarak üstelik. Her eleştiriye cevapları hazır aslında: “İnsanlar böyle istedi!”

Portal’a Ne Oldu?

Bir zamanlar birçok servisi ve farklı içerik türlerini birarada sunan portallar vardı, değil mi? Neredeler şimdi? Bu soru şu sıralar çok soruluyor ve herkesin hazır bir cevabı var: “Portallar ölüyor.”

Oysa portallar ölmüyor deri değiştiriyorlar. Eski portallar çok büyük bünyeler olduğu için bu deri değişimi zaman alıyor. Belki kimi bu değişimin üstesinden gelemeyip yok olup gidecekler ama onların yerine yeni portalların çıkacağı kesin.

Örneğin portalların toprağa verildiğinin konuşulduğu bir zamanda MySpace kendine “next generation portal” diyorsa bir bildiği vardır elbette. Bu tamlamadaki vurguyu yanlış yere koymamak lazım. Vurgu “portal” kelimesinde değil, “next generation” kelimesinde…

Madem portallar ölüyor, az önce yukarıda saydığımız tüm başarılı sosyal medyalarını niye portallar satın alıveriyor. Hatta MySpace’i de gidip geleneksel bir medya şirketi satın alıveriyor. Bir dahaki sefere “portal” konuşalım bari.

Start Slide Show with PicLens Lite PicLens

Post a Comment